Berk Özerk

Kişisel bloguma hoş geldiniz.

Kentsel Akışın Gizemi: Tai Chi'den Ağ Teorisine Şehirler İçin Yeni Bir Felsefe
Kent yaşamı, Tai Chi'nin "akış" felsefesi ve Batı'nın Ağ Teorisi ile nasıl daha insancıl, dengeli ve sürdürülebilir hale getirilebilir? Bu makale, Doğu ve Batı düşüncesini birleştirerek modern şehirler için pratik çözümler sunuyor.

Kent yaşamı, Tai Chi’nin “flow” (akış) kavramıyla incelendiğinde, dinamik, organik ve yaşamın doğal ritmine uyumlu bir yapıya sahip olur. Bu “akış”, sadece hareketin fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda bir zihinsel ve mekânsal uyumdur — kentte yaşayan insanın, trafikte, iş yerinde, parkta ya da evinde bile, direnmeden, zorlamadan, doğal bir akış içinde hareket etmesini sağlar. Bu felsefe,Richard Sennet'in Ten ve Taş kitabı’nda şöyle ifade edilir: “Şehirler, bedenin nasıl algılandığına göre şekillenir. Beden, sadece bir fiziksel varlık değil, bir ‘sosyal varlık’tır. Şehirler, bedenin ‘nasıl görüneceği’, ‘nasıl hareket edeceği’, ‘nasıl ifade edileceği’ konusunda kurallar koyar.” Bu ilke, sadece mimari ve kent planlamasında sınırlı değil; insan bedeninin günlük yaşamında küçük detaylarında bile etkiendiğini savunur.

Örneğin, bir kentteki yaya yolları, araç trafiğine değil, insanların doğal yürüyüş ritmine göre tasarlanırsaydı — yani, sert köşeler yerine yumuşak eğriler, zorunlu duraklar yerine akıcı geçişler, gürültüden uzak, gölgeli ve yeşil alanlarla desteklenen yollar — o kent, “akış” prensibine uygun hale gelir. Bu, sadece estetik bir tercih değil, bilimsel olarak da kanıtlanmış bir gerçek: İnsan beyni, doğa ile uyumlu, öngörülebilir ve akıcı ortamlarda daha az stresle, daha yüksek odaklanma ve mutluluk seviyesiyle çalışır. (Kaynak: Ulrich, R.S., 1984, “View through a window may influence recovery from surgery” — Science dergisi)

Bu bağlamda Tai Chi’deki “akış”, terimini hatırlamakta fayda var. Tai Chi dirençle değil, uyumla ilerlemeyi öğretir. Aynı şekilde, bir kent de “direnç” yaratmamalı — örneğin, bir bisiklet yolu, araç trafiğine “karşı” değil, onunla “beraber” akmalı; bir park, şehir merkezine “girip çıkmak zorunda kalan” bir alan değil, şehrin içine doğal bir şekilde “dökülen” bir yeşil akıntı olmalı. Bu, sadece bir tasarım felsefesi değil, bir yaşam kalitesi stratejisidir.

Bkz. Japon Yağmur Kanalları

Tai Chi’nin “su gibi hareket etme” ilkesi, kentlerde de şu şekilde somutlaşırtırılabilir:

  • Trafik akışında: Araçlar değil, insanlar öncelikli olmalı. Örneğin, Kopenhag’da bisiklet yolları, araç trafiğine “karşı” değil, onunla uyum içinde tasarlanmıştır — bu, hem trafik yoğunluğunu azaltmış hem de şehirdeki yaşam kalitesini artırmıştır.
  • Mekânsal düzenlemelerde: Binalar, doğa ile çatışmak yerine, onunla uyum içinde yer almalı. Örneğin, Singapur’daki “yeşil binalar”, sadece estetik değil, hava akışını, güneş ışığını ve yağmuru doğal bir şekilde yönlendirerek “akış” prensibini uygular.
  • Toplumsal dinamiklerde: Kentlerdeki topluluklar, “direnç” yaratmak yerine, birbirine “akış” sağlayacak şekilde tasarlanmalı. Örneğin, Barcelona’nın “superblock” sistemi, araç trafiğini azaltarak, sokakları yürüyüş ve sosyal etkileşim alanına dönüştürmüştür — bu, sadece fiziksel bir değişiklik değil, toplumsal bir “akış”ın başlangıcıdır.

Bu nedenle, kent yaşamını Tai Chi’nin “akış” kavramıyla incelemek, sadece bir metafor değil, bir uygulanabilir, bilimsel ve insani tasarım prensibidir. Kentler, su gibi hareket etmelidir — direnmek yerine, akışa uyum sağlayarak, yaşamı kolaylaştırmalıdır. Bu, sadece mimari bir tercih değil, bir yaşam felsefesidir.

Batı’da Castelss Ağ Teorisi ise, kentteki akışları (trafik, bilgi, ekonomi) matematiksel olarak modelleyerek analiz eder. Bu, Ulus Baker’in “dolaylı eylem” kavramıyla desteklendiğinde: fiziki,sosyal ve ekonomik akışlara doğrudan müdahale yerine, sistem içindeki bağlantıları hafifçe değiştirerek büyük etkiler yaratmanın mümkün olduğu görülür. Doğu’nun “akışı yönlendirmek” anlayışıyla Batı’nın “ağları optimize etmek” yaklaşımı, farklı dillerde aynı hedefe yönelir: böylece dengeli, verimli ve sürdürülebilir akışlar yaratılabilir. Bu sayede;

Ekonomik ve sosyo-kültürel olarak, akışlar kentin canlılığını belirler: akıcı ulaşım, etkili iletişim, sosyal etkileşim ve ekonomik dolaşım, kentlerin rekabet gücünü artırır. Doğu’daki bu kavramlar, yerel yönetimlerde şöyle uygulanabilir:

  • Park ve yürüyüş yolları, Tai Chi prensipleriyle “akıcı hareket” sağlayacak şekilde tasarlanabilir.
  • Ticaret bölgeleri, Feng Shui’ye göre “qi” akışını engellemeyecek, doğal dolaşımı destekleyecek şekilde planlanabilir.
  • Kentsel dönüşüm projeleri, “dolaylı eylem” prensibiyle, küçük müdahalelerle büyük değişimler hedeflenebilir (örneğin, bir kavşakta yaya geçidi eklemek, trafik akışını değiştirmek bir bölgenin kadarini kökten değiştirebilir).

Kent yaşamında akış, sadece fiziksel değil, enerjik ve sosyal bir olgudur. Doğu’nun akış felsefesi ile Batı’nın ağ teorisi, birleştiğinde daha insancıl, dengeli ve sürdürülebilir kentler inşa etmek için güçlü bir araç seti sunar. Yerel yönetimler, bu kavramları entegre ederek, kentleri sadece işleyen değil, yaşayan mekanlara dönüştürebilirler.

Geleceğin Evleri: Şebekeden Bağımsız Otonom Konutlar ve Özerk Mimarlık
Bu makale, konut mimarlığında otonom sistemleri “özerk mimarlık” kuramı çerçevesinde tartışmakta; şebeke sistemlerinden bağımsızlaşma arayışlarını ve kendi kendine yeten ev modellerini incelemektedir.

Bu makale, konut mimarlığında “özerk mimarlık” kuramı çerçevesinde otonom sistemleri ele alır ve konutun sadece tüketici değil, kendi kaynaklarını yöneten “otonom bir altyapı düğümü” olarak yeniden tanımlanmasını önerir. Emil Kaufmann’ın Ledoux üzerinden geliştirdiği “arkitektonik özerklik” kavramı, Fanny Lopez’in otonom ev analizleri, John Erik Hagen’in otonom gemi sistemleri ve Beeby & White’ın enerji hasadı literatürüyle birleştirilerek, konutun teknik, ekonomik ve siyasi bağımsızlık potansiyeli tartışılır.

Ana Argümanlar:

  • Özerk mimarlık, yapının biçimini dışsal normlardan ziyade kendi iç mantığıyla (plan, işlev, yapı) üretmesidir (Kaufmann).
  • Otonom konutlar, enerji, su ve atık döngülerini yerel olarak kapatmaya çalışan, şebekeye kısmen veya tamamen bağımsız sistemlerdir (Lopez).
  • Mikro-şebekeler ve kendi kendine yeten bölgeler, konutları pasif kullanıcıdan aktif altyapı düğümüne dönüştürür.
  • Otonom gemi sistemleri (MASS), konut için teknik ve yönetişimsel bir analog sunar: otonomi, sadece teknik değil, hukuki ve ekonomik çerçevelere bağlıdır (Hagen).
  • Enerji hasadı (güneş, ısı farkı, titreşim), konutun küçük ölçekli sensörlerini besleyerek dayanıklılığını artırır (Beeby & White).
  • Tam bağımsızlaşma, teknik, ekonomik ve politik eşikler nedeniyle çoğu zaman gerçekçi değil; kısmi ve senaryo-temelli otonomi daha uygundur.

Avantajlar: Sürdürülebilirlik, afet dayanıklılığı, tipolojik yenilik.
Riskler: Teknolojik kırılganlık, sosyal eşitsizlik, mevzuat uyumsuzluğu.

Sonuç: Otonom konutlar, mimari disiplinin özerkliğiyle altyapı ve enerji politikalarını birleştiren, çok katmanlı bir tasarım ve yönetişim alanıdır — teknik optimizasyon değil, eleştirel ve deneysel bir yaklaşım gerektirir.


Anahtar Kelimeler: özerk mimarlık, otonom konut, kendi kendine yeten ev, mikro-şebeke, otonom gemi sistemleri, enerji hasadı.

1. Mimarlıkta Otonomi Kuramı

“Mimarlıkta otonomi” kavramı, felsefi düzeyde Kantçı autonomia / heteronomia ayrımına yaslanır: özerklik, kendi yasasını kendi koyan aklın/düzenin niteliğidir. Mimarlık alanında bu kavramı kuramsal bir kategoriye dönüştüren isimlerden biri Emil Kaufmann’dır. Kaufmann, 18. yüzyıl sonu ve Devrim dönemi mimarlığını incelerken, barok ve klasik dönemlerin “heteronom” biçimsel rejiminden, Ledoux gibi mimarlarda beliren “özerk” bir mimari ilkeye geçişi tarif eder (Kaufmann, 1952).

Barok yapı, Kaufmann’a göre, tek merkezli bir “Birlik” ideali etrafında biçimlenir; oranlar insan bedenine, kolon düzenleri antik modellere, cephe hiyerarşisi ise toplumsal sınıf ayrımlarına bağlanır. Biçim, dışsal normlara (tarihsel, toplumsal, simgesel) bağımlıdır. Ledoux’nun tuz fabrikası ve ideal kent projelerinde ise, yapıların ve pavyonların biçimi; işlevsel gerekler, konstrüksiyon mantığı ve mekânsal organizasyonun kendi iç mantığından türetilir. Her yapı, pavyon sistemi içinde kendi başına tamamlanmış, bağımsız bir “arkitektonik bütün” olarak ele alınır (Kaufmann, 1952).

Bu bağlamda özerk mimarlık, yapının biçimini ve mekânsal düzenini tarihsel üslup reçetelerinden, alegorik süslemelerden veya dışsal temsil taleplerinden ziyade, disipline içkin araçlardan (plan, kesit, taşıyıcı sistem, tipoloji, işlevsel şema) türeten bir mimarlık anlayışı olarak tanımlanabilir. Modern dönemde Loos, Berlage ve Le Corbusier gibi isimlerde, bu özerk ilkenin farklı yorumları görülür; cephe süslemesinden arınmış, tip ve sistem temelinde geliştirilen konut blokları, “özgül bir mimarlık dilinin” kendi iç yasasına göre üretildiği örneklerdir.

Bu kuramsal çerçeve, otonom konut sistemlerini düşünürken kritik bir başlangıç noktası sağlar: konut yalnızca “altyapı şebekesine bağlanmış bir tüketim nesnesi” değil, kendi iç yasası ve işleyiş mantığı olan, belirli ölçüde “özerk bir sistem” olarak ele alınabilir mi?


2. Sistemden Bağımsızlaşmaya Yönelik Çalışmalar

19 ve 20. yüzyılda kentleşme, büyük teknik sistemlerin –su, kanalizasyon, gaz, elektrik– yaygınlaşmasıyla birlikte, hane ve konutu giderek daha sıkı biçimde kent altyapısına bağlamıştır. Lopez (2021), modern kentte şebeke bağlantısının “normal” yaşamın koşulu haline geldiğini; bağlantısız kalmanın ise çoğu zaman yoksulluk ve dışlanmayla özdeşleştiğini vurgular. Bu nedenle “otonom sistemler”, sadece teknik değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal birer jesttir. 20. yüzyıl boyunca iki paralel eğilim gözlenir: Bir yanda, konutun konfor ve hijyen düzeyini artırmak üzere şebekeye daha fazla bağımlı hale gelen, “tam entegre” apartman ve siteler; Öte yanda, özellikle 1960’lar karşı kültürü ve 1970’ler enerji kriziyle güçlenen “off-grid” ve kendi kendine yeten konut deneyleri.

Alexander Pike, 1950’lerden itibaren tipik bir evin aslında “hiçbir hizmet bağlantısı olmadan da çalışabileceğini”, atıkların kaynağında (konutta) işlenmesi, yeni ısıtma teknolojileri ve güneş enerjisi sayesinde kanalizasyon ve ısıtma şebekelerinin yerini yerel çözümlerin alabileceğini savunur (Lopez, 2021). 1970’ler sonrası Earthship gibi deneysel projeler, yağmur suyu toplama, atık suyun biyolojik arıtımı, pasif güneş ısısı ve yerel malzeme kullanımı gibi pratiklerle, konutu kısmen otonom bir ekolojik sistem olarak yeniden kurgular.

Bu çalışmalar, Kaufmann’ın disipliner özerklik tartışmasıyla birleştiğinde, mimarlık için çift yönlü bir otonomi ufku açar:

  • Biçimsel/kuramsal otonomi (yapının dışsal temsil rejimlerinden bağımsızlaşması),

  • Altyapısal/enerjetik otonomi (yapının teknik ve ekonomik sistemlerden kısmen bağımsızlaşması).


3. Kendi Kendine Yeten Ev ve Kentler

Lopez’in (2021) ayrıntılı olarak incelediği üzere, “otonom ev” yalnızca kendi elektriğini üreten bir yapı değil; enerji, su, atık ve kimi zaman gıda döngülerini mümkün olduğunca parsel sınırları içinde kapatmaya çalışan, merkezi hizmet şebekeleriyle ilişkisini bilinçli biçimde yeniden tanımlayan bir konut tipidir. Burada “kendi kendine yetme”, yoksunluk zorunluluğunun değil, “planlı kopuş”un ürünüdür: şebekeye erişimi varken ondan kısmen veya sembolik düzeyde çekilme kararı.

Pike’ın “autonomous house” yaklaşımı ve 1970–80’ler ekolojik konut deneyleri, bu otonomi kavrayışının konut ölçeğindeki erken örnekleridir. Lopez, bu hareketi “büyük enerji şebekesinin parçalanmasına dönük radikal teknik ütopya” olarak yorumlar (Lopez, 2021). Ancak zamanla, otonom ev kavramı ölçek büyüterek üç düzeyde tartışılmaya başlanır:

  1. Bireysel konut ölçeği:
    – Otonom evler, yağmur suyu hasadı, PV, biyogaz, kompost vb. ile kendi mikro-ekolojilerini kurar.

  2. Mahalle / mikro-şebeke ölçeği:
    – Bir grup konut, ortak üretim ve depolama sistemleri (PV, batarya, ısı depolama) ile microgrid oluşturur; belirli koşullarda ana şebekeden ayrılabilen, otonom çalışabilen enerji alt-sistemleri ortaya çıkar (Lopez, 2021).

  3. Kendi kendine yeten kent/bölge ölçeği:
    – Yenilenebilir enerji üretimi, yerel gıda sistemleri ve döngüsel atık yönetimiyle, bölgesel düzeyde “self-sufficient territories” hedeflenir.

Bu çerçevede konut, artık yalnızca “şebekenin pasif son kullanıcısı” değil; enerji ve kaynak akışlarını düzenleyen aktif bir düğüm, hatta kentsel altyapının yeniden örgütlenmesinde potansiyel bir aktör olarak görülür.


4. Otonom Sistem Örneği Olarak Gemiler

Mimarlık dışı teknoloji alanlarında gelişen otonom sistemler, konut mimarlığı için önemli analojiler sunar. Deniz taşımacılığında Maritime Autonomous Surface Ships (MASS) tartışması bu açıdan çarpıcıdır. Hagen (2021), otonom gemi sistemini; gemi üzerindeki sensör ve otomasyon katmanı, karadaki uzaktan kontrol merkezi (Remote Control Center – RCC) ve bu iki bileşeni birleştiren haberleşme / siber güvenlik altyapısından oluşan bütünleşik bir sosyo-teknik mimari olarak tanımlar.

IMO’nun MASS çerçevesi, otonomiyi dört derece halinde sınıflandırır:

  1. Karar destekli, mürettebatlı gemi,

  2. Uzaktan kumandalı, mürettebatlı gemi,

  3. Uzaktan kumandalı, mürettebatsız gemi,

  4. Tam otonom gemi (Hagen, 2021).

Bu dereceler, “tam otonomi”nin teknik ve hukuki zorlukları karşısında, insan-makine ve gemi-kıyı işbölümünü bağlama göre ayarlayan esnek bir model sunar. Hagen (2021), özellikle karma bir modelin –açık denizde yüksek otonomi, liman ve dar su yollarında daha yüksek insan müdahalesi– teknik ve emniyet açısından daha rasyonel olduğunu savunur.

Enerji ve tahrik sistemleri düzeyinde de, otonom gemi projeleri çoğunlukla tam elektrikli veya hibrit (batarya + alternatif yakıt) çözümlerle entegredir; emisyon azaltımı ve bakım ihtiyacının düşürülmesi, bu sistemleri deniz taşımacılığında sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu kılar (Hagen, 2021).

Bu örnek, iki kritik noktayı konut için görünür kılar:

  • Otonomi, tek bir cihaz değil, geminin/kontenjanın tüm yaşam döngüsünü ve enerji rejimini kapsayan sistemsel bir tasarım problemidir.

  • Otonom sistemler, her zaman teknik olduğu kadar hukuki, ekonomik ve politik çerçevelere de bağımlıdır; gemi örneğinde SOLAS, COLREG, liman rejimleri ve sigorta mekanizmaları kadar, konutta da yapı mevzuatı, enerji piyasası düzenlemeleri ve mülkiyet ilişkileri belirleyici olur.


5. Benzer Sistemlerin Konutta Kullanılması: Enerji Dönüşüm Kriterleri ve Tam Bağımsızlaşma

Otonom gemi sistemlerinin bileşenleri, konut ölçeğine metaforik ve teknik düzeyde aktarılabilir. Gemideki “gemi + RCC + haberleşme ağı” üçlemesi, konutta “ev + mahalle ölçeği operasyon merkezi + enerji/su/atık şebekesi” üçlemesine karşılık gelebilir.

5.1. Ev–Gemi Analojisi ve Mikro-Şebeke Mantığı

  • Gemide, sensörlerle donatılmış gövde ve makine dairesi, enerji üretim-depolama sistemleri ve seyir otomasyonu, bütünleşik bir “autonomous ship system” oluşturur (Hagen, 2021).

  • Konutta, servis çekirdeği (ısıtma, elektrik, su, atık ve veri altyapısı), yenilenebilir enerji üretimi (PV, rüzgâr, biyogaz), batarya ve ısı depolama sistemleri ile yapı kabuğuna gömülü sensör/otomasyon bileşenleri, benzer bir “autonomous house system” kurabilir.

Mahalle ölçeğinde, bir dizi otonom konut; PV alanları, batarya bankları ve belki ortak ısı depolarıyla konut mikro-şebekesi gibi davranabilir. Bu mikro-şebeke, normal koşullarda ana şebekeyle bağlantılı, kriz veya fiyat dalgalanması gibi durumlarda ise ada moduna geçerek kısmi/ geçici otonomi sağlayan bir yapıdadır (Lopez, 2021). Böylece konut, tıpkı filoya bağlı bireysel bir gemi gibi, “ağın içinde ama ondan kısmen ayrışabilen” bir birim haline gelir.

5.2. Enerji Hasadı ve Enerji Dönüşüm Kriterleri

Beeby ve White (2010), otonom sistemler için enerji hasadını; çevrede atıl halde bulunan güneş, ısı farkı, titreşim, RF gibi enerji akışlarını, sensör ve düşük güçlü cihazları besleyecek elektrik enerjisine dönüştüren küçük ölçekli teknolojiler bütünü olarak tanımlar. Tipik güç yoğunlukları; dış ortam güneş için ≈7.5 mW/cm², iç ortam ışığı için ≈100 µW/cm², 5 °C sıcaklık farkı için ≈60 µW/cm² ölçeğindedir (Beeby & White, 2010).

Konut için bu literatür iki düzeyde önemlidir:

  1. Makro ölçekte enerji dönüşümü
    – Çatı ve cephe PV panelleri, rüzgâr türbinleri, biyokütle/biyogaz ve güneş termal sistemleriyle kWh ölçeğinde enerji üretimi;
    – Depolama için Li-ion/LFP bataryalar, ısı depoları;
    – Ev içi DC mikro-şebekeler (24–48 V) ile aydınlatma ve elektroniklerin doğrudan beslenmesi.

  2. Mikro ölçekte enerji hasadı
    – İç mekân ışığında çalışan küçük PV hücreler ile kablosuz sensör düğümlerinin beslenmesi;
    – Kombi, sıcak su tankı, soba yüzeyleri ve güneş kolektörleri üzerindeki termoelektrik modüllerle atık ısıdan elektrik üretimi;
    – Döşeme ve merdivenlerde, kapı/anahtar elemanlarında piezoelektrik veya elektromanyetik jeneratörlerle titreşim ve insan hareketinden enerji hasadı (Beeby & White, 2010).

Bu mimari, yalnızca şebekeden çekilen enerjiyi azaltmakla kalmaz; konutun otomasyon ve izleme sistemlerini de kendi kendine yeten sensör adaları üzerinden kurarak, sistemin dayanıklılığını artırır. Beeby ve White (2010), enerji hasadının, doğru güç elektroniği ve depolama mimarisiyle birlikte düşünüldüğünde otonom sistemlerde batarya bakım yükünü ve kablolama gereksinimini önemli ölçüde azaltabileceğini vurgular.

5.3. Tam Bağımsızlaşma: Teknik, Ekonomik ve Politik Eşikler

Tam bağımsızlaşma –yani konutun enerji, su ve atık şebekeleriyle bağını tamamen kesmesi– teknik olarak ekstrem bir senaryodur ve her bağlam için ne gerekli ne de arzu edilir. Burada üç eşikten söz edilebilir:

  1. Teknik Eşik:
    – Yerel yenilenebilir potansiyel, depolama kapasitesi ve kullanıcı yük profili, tam otonomi için yeterli midir?
    – Kış aylarında ve uzun süreli bulutlanma/kuraklık koşullarında sistem hangi yedek stratejileri gerektirir?

  2. Ekonomik Eşik:
    – Tam bağımsız sistemlerin yatırım ve bakım maliyeti, kısmi otonomi + şebeke bağlantısı kombinasyonuna göre rasyonel midir?
    – Mikro-şebekeler ve esnek tarifeler (örneğin şebekeye satış, zaman-of-use fiyatlandırma) varken “tam kopuş” her zaman optimum çözüm olmayabilir.

  3. Politik/Yönetişim Eşiği:
    – Enerji ve su şebekelerinden kitlesel kopuş, kamu hizmetlerinin finansman yapısını ve kent ölçeğinde dayanıklılığı nasıl etkiler?
    – Otonom konutların belirli gelir gruplarına özgü bir “altyapısal ayrıcalık” üretmemesi için hangi düzenleyici çerçeveler gereklidir (Lopez, 2021)?

Bu nedenle konutta otonom sistemler, çoğu bağlamda kısmi ve senaryo-temelli özerklik olarak –olağan koşullarda şebeke ile birlikte, kriz veya aşırı yüklenme senaryolarında ada moduna geçebilen– tasarlanmalıdır.


6. Son Söz: Avantajlar ve Riskler

Konut mimarlığında otonom sistemlerin, özerk mimarlık kuramı ve çağdaş altyapı tartışmalarıyla birlikte ele alınması, hem disipliner hem politik düzlemde yeni olanaklar açmaktadır.

Avantajlar:

  • Sürdürülebilirlik ve karbon azaltımı:
    – Yenilenebilir enerji üretimi, enerji hasadı, su/atık döngülerinin yerelleştirilmesi, konutun yaşam döngüsü emisyonlarını önemli ölçüde azaltabilir (Lopez, 2021; Beeby & White, 2010).

  • Afet dayanıklılığı ve kesinti senaryoları:
    – Otonom veya yarı-otonom konutlar ve mikro-şebekeler, şebeke kesintilerinde minimum hizmet seviyesini sürdürebilerek, afet sonrası toparlanma kapasitesini artırır (Hagen, 2021).

  • Disipliner yenilik ve tipoloji geliştirme:
    – Özerk mimarlık kuramının işaret ettiği biçimsel/örgütsel özerklik ile altyapısal otonomi birleştiğinde, konut yalnızca “plan tipi” değil, bir enerji–ekoloji–altyapı tipi olarak yeniden tanımlanabilir.

Riskler:

  • Teknolojik bağımlılık ve karmaşıklık:
    – Otonom sistemlerin çok sayıda sensör, yazılım ve güç elektroniğine bağımlılığı; arıza, siber saldırı ve bakım sorunları açısından yeni kırılganlık alanları açar (Hagen, 2021).

  • Mekânsal ve sosyal eşitsizlik:
    – Lopez’in (2021) gösterdiği gibi, mikro-şebeke ve otonom altyapı çözümleri, sermaye yoğun büyük projelerde “lüks güvenlik” ürünü olarak da konumlanabilmekte; enerji özerkliği, yeni bir kentsel ayrışma katmanı üretebilmektedir.

  • Hukuki ve kurumsal uyumsuzluk:
    – Mevcut yapı, enerji, su ve atık mevzuatları, merkezi şebeke paradigmalarına göre tasarlanmıştır; otonom konut ve mikro-şebeke modelleri için yeni düzenleyici çerçeveler gereklidir.

Sonuç olarak, “konut mimarlığında otonom sistemler”, yalnızca teknik bir optimizasyon sorunu değil; özerk mimarlık kuramının açtığı disipliner özerklik ufkunu, altyapı özerkliği ve enerji-politik tartışmalarla kesiştiren, çok katmanlı bir tasarım ve yönetişim alanı olarak görülmelidir. Bu alanda geliştirilecek projeler, hem kendi teknik-ekonomik mantıkları, hem de geniş ölçekli kent ve bölge politikaları içine yerleşme biçimleri açısından eleştirel ve deneysel bir tutumu gerektirir.


Kaynakça

Beeby, S. P., & White, N. M. (2010). Energy harvesting for autonomous systems. Norwood, MA: Artech House.

Hagen, J. E. (2021). Sustainable power, autonomous ships, and cleaner energy for shipping. Norwood, MA: Artech House.

Kaufmann, E. (1952). Three revolutionary architects: Boullée, Ledoux, and Lequeu. Chicago, IL: University of Chicago Press.

Lopez, F. (2021). Dreams of disconnection: From the autonomous house to self-sufficient territories. Manchester, UK: Manchester University Press.

Kuraklık ve Sel Arasında Sıkışan Kent: Balıkesir İçin Suya Saygı Zamanı
Balıkesir’de artan kuraklık ve ani yağışların yol açtığı sel riskleri, su yönetimi ve sürdürülebilir kentsel tasarım ihtiyacını gözler önüne seriyor. Şehrin su kaynaklarıyla barışık bir gelecek inşa etmek için mimarlık, mühendislik ve toplumsal bilinç bir arada.

İklim krizi artık uzak bir olasılık değil; kapımızda. Kurak geçen ayların ardından gelen ani yağışlar, şehirlerimizde sel felaketlerine yol açıyor. Balıkesir de bu iklim dengesizliğinin tam ortasında. Barajlar alarm veriyor, kırsalda susuz kalan tilkiler ve kirpiler artık şehir içinde dolaşıyor. Doğa bize sessiz ama net bir mesaj veriyor: “Artık dayanacak halim kalmadı.”

Sel ve Kuraklık Arasındaki Çelişki

Şehrin ortasından geçen Çay Deresi, değişken doğa koşullarında kritik bir rol oynuyor. Karesi ilçesindeki Çay ve Ege Mahalleleri, sel tehlikesine en açık bölgeler. Bu dereyi yalnızca estetik bir rekreasyon alanı olarak değil, aynı zamanda bir sel koruma hattı olarak yeniden düşünmek zorundayız.

Uzman Görüşleri

Uzman Mühendis Kadir Aydın Değirmenci’nin uyarıları bu noktada dikkate değer:

  • Havzanın büyüklüğü ve su akış dinamikleri göz önüne alındığında, Altıntaş ve Kabakdere bölgelerine mutlaka sel kapanları yapılması gerekiyor.
  • Sel kapanları, suyun kent içine taşkınla değil, dengeyle girmesini sağlayarak hem güvenliği hem de yaşam kalitesini artırır.
  • Değirmen Boğazı gibi doğal su yapılarıyla desteklenen, doğayla barışık rekreasyon alanları oluşturulabilir.

Mimarlık ve Suya Saygı

Mimarlık artık sadece bina yapma işi değil; doğayı anlama, suya saygı duyma ve kenti ekolojiyle barıştırma sorumluluğudur. Bu bağlamda:

  1. Su yönetimi stratejileri (sel kapanları, yağmur suyu toplama sistemleri) projelere entegre edilmeli.
  2. Kentsel yeşil altyapı (yeşil çatı, permeabel zemin) suyun doğal süzülmesini destekler.
  3. Çay Deresi çevresi, hem sel riski azaltıcı hem de halkın kullanımına açık bir çok işlevli alan olarak tasarlanabilir.

Bir Çağrı

Balıkesir için geç değil, ama zaman daralıyor. Şimdi bir karar vermeliyiz:

  • Suyu düşman gibi görmek mi, yoksa onunla barışarak kenti yeniden inşa etmek mi?
  • Mimarlık, mühendislik ve toplumsal bilinç bir araya gelerek sürdürülebilir bir su yönetimi modeli oluşturmalı.

Suya saygı, sadece bir çevre sorunu değil; gelecek nesillere daha güvenli, yaşanabilir ve dirençli bir şehir bırakma sorumluluğudur.

Balıkesir için suyla barışık bir gelecek inşa etmek artık bir seçenek değil, bir zorunluluktur.

Ata Emre Akman Parkı Açıldı: Adalet ve Toplumsal Bilinç İçin Bir Adım
Karesi Belediyesi, genç bir hayatın anısını yaşatmak ve adalet sistemine dikkat çekmek amacıyla Ata Emre Akman Parkı’nın açılışını gerçekleştirdi.

Ata Emre Akman Parkı’nın Açılışı

26 Şubat 2025 tarihinde Karesi Belediyesi, ilçede yaşanan trajik bir olayın ardından verdiği sözü yerine getirdi: Ata Emre Akman anısına bir parkın açılışını gerçekleştirdi. Bu park, yalnızca bir yeşil alan değil, aynı zamanda genç bir hayatın anısını yaşatmak ve toplum olarak adalet arayışımızı simgelemek adına atılmış anlamlı bir adımdır.

Olayın Arka Planı

  • Kim? Ata Emre Akman, 20 yaşında üniversite öğrencisi ve motokuryeydi.
  • Ne zaman? 11 Mayıs 2024 tarihinde, sipariş teslimatı sırasında reşit olmayan bir suçlu tarafından bıçaklanarak hayatını kaybetti.
  • Neden? Olay, gençlerin güvenliği ve adalet sistemimizin eksiklikleri üzerine ciddi sorular ortaya çıkardı.

Bu kayıp, sadece ailesini değil, tüm toplumu derinden sarstı ve gençlerin korunması ile adalet sistemimizin güçlendirilmesi gerektiği konusunda farkındalık yarattı.

Parkın Adı ve Anlamı

Belediye Meclisi, Ata Emre Akman’ın anısını yaşatmak amacıyla ilçedeki bir parkın adını “Ata Emre Akman Parkı” olarak değiştirdi.

Açılış Töreni

Açılışta Ata’nın ailesi, belediye meclis üyeleri ve ilçe sakinleri bir araya geldi. Ata’nın babasının duygusal konuşması, adalet sistemindeki eksiklikleri ve genç suçlulara yönelik caydırıcı cezaların artırılması gerektiğini vurguladı.

“Bu park sadece bir anı mekânı değil, aynı zamanda adalet sistemimizin eksiklerini gözler önüne seren bir farkındalık sembolü olacak.” – Ata Emre Akman’ın babası

Toplumsal ve Hukuki Boyut

  • Güvenlik: Gençlerin güvenliği, toplumun ortak sorumluluğu olarak yeniden gündeme geldi.
  • Adalet: Vahim suçlarda caydırıcı cezaların artırılması ve genç suçlulara yönelik reformların yapılması gerektiği vurgulandı.
  • Bilincin Artması: Park, adalet, güvenlik ve toplumsal farkındalığın simgesi olarak konumlandırıldı.

Gelecek Vizyonu

Karesi Belediyesi, sadece fiziksel altyapı inşa etmekle kalmayıp, toplumsal bilinç oluşturarak geleceğe yön vermeyi amaçlıyor. Ata Emre Akman Parkı, bu vizyonun somut bir örneği olarak:

  • Gençlerin güvenliğini artıracak projelere ilham verecek,
  • Adalet sistemindeki eksiklikleri gündeme taşıyacak,
  • Toplumun sorumluluk bilincini güçlendirecek.

Unutmayalım: Daha güvenli ve adil bir toplum inşa etmek hepimizin elinde.


Ata Emre Akman Parkı Açıldı: Adalet ve Toplumsal Bilinç İçin Bir Adım galeri resmi 1
Ata Emre Akman Parkı Açıldı: Adalet ve Toplumsal Bilinç İçin Bir Adım galeri resmi 2
Ata Emre Akman Parkı Açıldı: Adalet ve Toplumsal Bilinç İçin Bir Adım galeri resmi 3
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği
A
Ahmet Berk Özerk·
Şehit Necati Gürkaya Parkı’nda düzenlenen etkinlikte kuş yemlikleri, kedi evleri yerleştirildi, çevre temizliği yapıldı ve sürdürülebilirlik bilinci artırıldı.

Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği

Bugün Şehit Necati Gürkaya Parkı’nda (Atatürk Devlet Hastanesi acil girişinin karşısında) Karesi Belediye Başkanı Sayın Mesut Akbıyık, belediye başkan yardımcıları, birim müdürleri, Balıkesir Üniversitesi değerli öğretim görevlisi Sayın Fuat Baş ve sevgili öğrenci arkadaşlarıyla birlikte anlamlı bir çevre etkinliği düzenledik.

Etkinlik kapsamında:

  • Park alanına kuş yemlikleri ve kedi evleri yerleştirildi.
  • Çevre temizliği çalışmaları gerçekleştirildi.

Proje Önerileri ve Sürdürülebilirlik Önlemleri

Fuat Baş projenin uzun vadeli başarısı için şu önlemleri önerdi:

  1. Düzenli Değişim – Kullanılan malzemelerin haftada bir ya da iki haftada bir değiştirilmesi, sistemin işlevselliğini artırır.
  2. Toplumsal Sahiplenme – Mahalle sakinlerinin projeyi sahiplenmesi ve aktif katılımı, sürdürülebilirliği güçlendirir.
  3. Sistematik Görevlendirme – Değişim ve bakım işlemlerinin planlı bir şekilde görevlendirilmesi, süreçlerin verimliliğini artırır.
  4. Eğitim ve Katılım Etkinlikleri – Gençler ve topluluk üyeleri için düzenli atölye ve etkinlikler, farkındalık ve devamlılık sağlar.

Bu adımlar, kuş yemlikleri ve kedi evlerinin uzun vadeli etkisini maksimize edecektir.


Teşekkürler

Proje kapsamında Fuat Baş, öğrenci arkadaşları, Atatürk Mahallesi Muhtarı Zeliha Ölçer, ve Karesi Belediyesi ekipleri büyük bir özveri gösterdi.

Kediler yeni yuvalarına yerleşmiş, kuşlar ise taze yemlerle beslenmeye başladı. Etkinlik, toplumsal dayanışma ve çevre bilincinin güçlenmesine önemli bir katkı sağladı.

“Küçük bir adım, büyük bir fark yaratır.”Fuat Baş

Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 1
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 2
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 3
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 4
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 5
Yaşam Hakkı ve Çevre Düzenlemesi Etkinliği galeri resmi 6