Kent ve Savunma

Yerleşik hayatla beraber gelen hareketsizlik, toplulukları düşman topluluklara karşı kolay bulunabilir hale getirmiş. Buna karşılık olarak kasabalılaşmış topluluklar surlar inşa etmişler. Bildiğimiz en eski yerleşim olan Çatalhöyük’te bu surlar bitişik nizam (yan yana) yapıların dış duvarlarıyla doğal olarak oluşmuş. Yıllar sonra, yapı girişlerinin tavandan yer seviyesine alınmasıyla sokaklar ve meydanlar oluşa açıklık ise ayrı bir yapı olarak, kent sınırlarını saran sur yapılarıyla kapatılmış.

Surlardan geçiş noktaları olan kapılar şehre gelenler için ilk fiziksel temasın yaşandığı alanlar. Bu alanlarda bugünkü sınır kapıları gibi bir takım kontroller yapılır ve uzun bekleyişler yaşanır. Bu bekleyiş sırasında bayrak, simge, fresk, çoğunluğun giyim tarzı, ırkı, dili gibi ifadelerle arşılaşılır. Bu ifadeler kente giriş yapacaklar için kapının ardında onları neyin beklediğini, bu kentin hangi iktidarın kontrolü altında olduğunu söyler onlara. Ki bir kente izinli giriş yapmak oradaki iktidarın yargısını kabul etmektir.

Zamanla surlar kolay yıkılabilir hale gelmişler. Bu nedenle savunma ihtiyaçlarını yerine getiremez hale gelip amaçsızlaşmışlar. Hatta büyüyen şehirlerin sınırlarında problem yaratan elemanlar haline gelmişler. Bugün turistik değer taşımayan surların herhangi bir nedenle yıkılabildiklerini görüyoruz.

Bir mekânın sahibi ayrı kullanıcısı ayrı olabilir. Etrafta sahip yoksa kullanıcının söz hakkı vardır ”kişisel fikrim olarak bence mekân onu kullananındır” Bu kullanıcıların ( o zamanki derebeyleri, ağalar ve valilerin) ilk hiyerarşi mekanizmaları olan surlar ortadan kalkınca çözümü; kontrol yapılarının ve hiyerarşi simgelerinin, merkezi mekânlara yerleştirilmesiyle bulmuşlar. Mesela çeşme gibi mecburi bir ihtiyacın olduğu bölgeyi meydanlaştırıp etrafına belediye binası, kilise, cami, heykel, anıt, yazı, bayrak gibi kentsel öğeler yerleştirmişler.

Çok geçmeden bu meydanlar iktidarla bütünleşmiş ve halk problemlerini bu meydanlarda yüksek sesle dile getirmeye başlamışlar.

Meydanlardan Sokaklara

Meydanlar büyük alanları kapsayan düğüm noktalarıdır, etrafını iktidara yakın kişilerin himayesindeki yapılar çevreler. Çevreleyen yapıların ihtiyaç halinde rahatça kullanılması durumu meydanları mükemmel kontrol alanlarına dönüştürür. Böylece iktidar bu bölgeleri güven verici ya da tehdit edici olarak kullanır. Buna rağmen meydanlar bir kentin gözü kulağı olma işlevini sürdürür.

Endüstri öncesi dönemlerin sokakları ise meydanların aksine olabildiğine dardır. Böylece sokaklar etraftaki binalarca gölgelenebilir, komşular birbirleriyle daha kolay etkileşime geçebilirler. Hatta sokakları kullanmadan mekân değiştirebilirler. Bu zıtlığı sağlayan kentlerde, meydanlarda tepki gösterenler, sözlerini söyledikten sonra dar sokaklara çekildiler. Çünkü bu sokaklarda kolayca barikat kurulabiliyor, sokaktan sokağa düzesiz bir biçimde rahatça geçebiliyorlardı. İktidar araçları ise sokakların bilinmezliğinde güvenli bir pozisyon sağlayamıyordu. İktidar bunun çözümünü yeni yapılaşma bölgelerinde geniş cadde ve sokaklar yaparak, eski yerleşmelerde ise bazı binaları yıkıp bulvarlar yapmakta buldu. Bunun yanında kontrol teknolojisinin gelişmesiyle, karasal engel uygulamak gittikçe önemsizleşti. Kitleler evlerine veya yer altına çekildiler.

1990 sonrası internetin ulaşılabilir hale gelmesiyle bu kitleler tekrar birbirleriyle haberleşebilme ve ekran arkasındanda olsa söz söyleyebilme olanağı buldular. Buna karşın internetin gözle görünmez, elle tutulmaz ortamı kimse için güvenilir bir alan değildi.

Sanal Dünyada Yapılaşma

Bugün biz onu tam bir yapı olarak algılamasakta; her gün tuşlara basarak içinde hareket ettiğimiz devasa dijital yapılar karşımızda duruyor. Biz mimarların gayet alışkın olduğu; akış, kamusal alan, özel alan, sınırlar, saydamlıklar, görünüş gibi terimler bu yapıda da aynı işlevlerini sürdüyorlar. Dijital dünyaya göre belki büyük bir ölçek ama en basitinden bilgisayarlarımız evimiz, internet şehrimiz, sosyal ortamlar meydanlarımız demek pekte yanlış olmayacaktır. Ki bahsi geçen kentsel yaşanmışlık örnekleriyle aynı şekilde internet kullanıcılarıda sosyal ortamlarda meydanlarda hissettikleri gibi bir gerginlik yaşamakta, tehlike hissettiği anlarda kontrolü daha zor alan, tüm toplumla değil de bireyler arasında etkileşim sağlayan haberleşme ağlarına geçiyorlar.

Konu sadece internet değil en temel noktasında sistem prensibi olan birler sıfırlarda mimari disipline yakın tasarlanmakta. Bunun yanında okulların her sene istihdam açığından daha fazla mezun vermesi, daha sonra anlatacağım bir konu olan mimarların mesleki sıkışması olsun, bulunan işlerin mimariyle yakından uzaktan ilişkisi olmaması gibi konularla birlikte düşününce; bence aldığımız disiplinle bizimde bu sanal dünya sektörüne el atabilmemiz gerek. Belli mi olur, belki bu fiziksel dünyada ekonomik ve çevresel faktörler nedeniyle çözemediğimiz problemlerin ilk örneklerini bu ortamda verip sonradan fiziksel olarak ta üretilebilinmesini sağlayabiliriz ya da daha deneyimli yaklaşabiliriz.